Çarşamba , Kasım 25 2020
fatr
Ana Sayfa / ْTÜMÜ / Araştırma ve Makaleler / Kaşkay Türklerinde Nevruz Bayramı

Kaşkay Türklerinde Nevruz Bayramı

Kaşkay Türklerinde Nevruz Bayramı

Emad hezreti

 

 

İnsan ve doğa arasındaki bağlantı o kadar güçlü ki, eğer insanı doğadan ayırırsak, sonsuza dek karanlığa gitmiş oluruz.

Bu girişle, insanın her zaman doğaya karşı saygılı ve uyumlu olamamasına ve bu düzene bağlı kalmamasına rağmen onu doğadaki düzenli ve kurallı varlıkların bir parçası olarak görmeye mecburuz, hiç olmasa insan doğanın bir temsilidir ve yaratıcılığının kaynağı her zaman yaşadığı doğal çevredir.

İnsanların davranışı ve eyleminden ötürü ulaştığı veya ulaşmaya çalıştığı her başarı, doğanın bir çeşit modellemesidir. Böylece insan icatlarının pek çoğu doğanın modellemesi ile olmuştur. İnsanlar arasındaki doğasal geleneklerden profesyonel uçaklara, Astronomik biliminden su altında yüzebilen Gelişmiş denizaltılara kadar doğadan örnek alınarak icat edilmiştir.

İnsanoğlunu hayatına böyle bakıldığımızda, insanlar arasındaki geleneklerinin var oluşunu sebebi doğanın hangi özeliğinden olduğu sorusunun cevabını aradığımızın farkındayız. Bu çeşit sorulara her alanda rastlayabiliriz.

İnsanların farklı dillerde söyledikleri kelemeler ve doğa arasındaki ilişki nedir?

Geleneklere, Töreler ve benzeri ile doğa evrim ve değişimi arasındaki bağlantı nedir? Ve bunun gibi yüzlerce soru.

Dünyanın güzelliklerinden biri mevsimlerin varlığıdır, mevsimlerin başlangıcını yılık tekrarlanan doğanın dört büyük devrimi diyebiliyoruz, bu yazının devamı her yıl meydana gelen bu dört mevsim ve bu mevsim değişikliklerden kaynaklanan Türk halkının gelenekleri hakkında sunulacaktır. Dergimiz her mevsimimin başında (Büyük Selçuklu güneş takvimine göre) yayımlandığı için her sayıda o mevsime uygun gelenekleri sunmaya düşünüyoruz.  Birinci sayımız 21 Martta yayımlandığı ve bugünde Türk kültüründe kutlanan bir gün olduğu için bu sayıda bu devrimi huzurlarınıza sunacağız.

Bayram konusunu ele almak için konuyu bir az daha özelleştirelim, Astronomi açısından Nevruz bayramı ne demektir, özeliği nedir? Neden böyle bir günü kutluyoruz?

Bahar mevsiminin başlangıcı olan Nevruz adıyla anılan bugün nerdeyse bütün Türkler ve Türk kültüründen etkilenen milletler arasında kutlanmaktadır. 21 Mart İlkbahar Ekinoksunda güneş ışınları ekvatora dik açı (90 derece) ile gelmektedir. Bu olayla birlikte gece ve gündüz birbirine eşitlenmekte hem kuzey hem de güney kutbu aynı anda gündoğumu hattına girmektedir.

Nevruz iki sözcükten oluşan Türkçe kurallarına yatkın bir terkiptir. “Nev” yeni anlamına gelen Avrupa dillerinden ve “rûz” gündüz anlamına gelen Sanskrit kökenli bir sözcüktür. Fakat bu adın var oluş tarihi ile Oğuz bayramı’ da adlandırılan günün kutlandığı tarih arasında binyıllarca fark görünüyor. Adın çok yeni bir ad olmasına rağmen binyıllar öncesinden kutlaması varmış. Ayrıca bu ad Farsça dil kuralarına da yatkın değildir yanı Farsçada böyle bir terkip doğru değildir, olsa “rûz”ı “Nev” şeklinde olmalıdır ki yeni gün anlamını taşısın ve böyle gün yeni şeklindedir ki böyle terkipte Farsçada yoktur.

Doğu Dünyası’nın büyük bir coşkuyla kutladığı, bayram etnik bakımından sadece Türk soylu halkların ortak bayramıdır. Türk soylu halkların ortak bayramı olan Nevruz, tabiatın canlanmasını, yeniden dirilişini ifade eder.  Nevruz gece ile gündüzün eşit olduğu, gün dönümü olarak da adlandırılan, ilkbaharın geldiği 21 Mart gününe tekabül eder. Güneşin koç burcuna girdiği gündür. Nevruz ile tabiat yeniden doğar ve yeni bir hayat başlar. Nevruz günü, aynı zamanda iyilik ve bereketi temsil eden baharla, kötülük ve sıkıntıyı temsil eden kışın mücadelesini sembolize eder. Türkler’ de Nevruz’la ilgili görülen en önemli rivayet de böyle bir şeyi temsil eder, bu rivayet Nevruzun Ergenekon günü olmasıdır.

 

Özbek tarih yazarı Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk adlı eserinden aktardığı Ergenekon Destanı şöyledir:

Bir gün bütün kavimler Gök-Türkler’e karşı birleşerek onları hile ile yendiler. Gök -Türkler ’in çadırlarını, mallarını, yurtlarını yağmaladılar. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler. Küçükleri kendilerine köle yaptılar. Bu yağmadan kurtulan Kıyan/Kayan ve Negüş/Tukuz bir gece kadınlarıyla birlikte atlanıp kaçtılar. Yurda geldiler. Düşmandan kaçıp gelen dört maldan (deve, at, öküz, koyun) çok buldular.

Dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım deyip dağa doğru sürülerini sürüp gittiler. Vardıkları yerde akarsular, çeşmeler, türlü otlar, meyveli ağaçlar, türlü türlü avlar vardı. O yeri görünce Tanrı’ya şükürler kıldılar ve buraya Ergenekon adını koydular. Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar. Bu sebepten buradan çıkış yolları aramaya koyuldular. O zaman bir demircinin önerisiyle dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler ve ateşlediler. Tanrı’nın gücüyle ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O günü, o ayı, o saati belleyip dışarı çıktılar. O günden beri yeni yılın başladığı gece Kök-Türkler’ de adettir.

 O günü bayram sayarlar. Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar. Önce Kağan bunu kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra beyler de öyle yapar. Bugünü mukaddes bilirler, böylece Tanrı’ya şükretmiş olurlardı.

Nevruz kültürü binlerce yıllık bir geçmişi barındıran gelenek ve görenektir. Nevruz şenlikleri, doğu halkaları tarafından tarihin bilinen devirlerinden itibaren kutlanan milli bayramlarından birisidir. Ayrıca en ayrıntılı şekilde kutlayan da gene Azerbaycan Türkleri başta gelmek üzere oğuz Türkleridir.

M.Ö. VIII. yüzyıllarda yaşayan eski Türk kavmi “Ti”ler; Nung-li adlı hem ay hem güneşe göre düzenlenen ve mart ayını yılbaşı sayan bu kavım bugünkü Selçuklu takvimi ile bire bir aynı olan bir takvimi kullandıkları biliniyor. Birçok kaynakta Türklerde yılbaşı, bitkilerin yeşerdiği zamandır ifadesine de rastlıyoruz.

Şamanizm’in Ata ruhlarına ve doğa varlıklarına tapınmaya dayanan eski bir Asya dini olduğunu biliyoruz. Çok geniş bir alana yayılan Şamanlık, Türk-Moğol eski kültür tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Aslında Şamanizm Türk- Moğol’un eski dinidir diye biliriz.

Bu nedenlere göre, onların günlük yaşamlarının ve doğanın doğrudan bağlantısı olduğu açık şekilde tahmin edilebilir. Hata bu bağlantı ve müdahalenin etkisini Türk – Moğol dil terimlerinde de yaygın şekilde görmek mümkündür. Yani kelimelerinin çoğunun kökü bir şekilde doğa ile ilgilidir. Elbette ki bu tür geleneklerin kökünü Sümerler medeniyetine kadar dayandırmak kolayca mümkündür. Ama bu gelenekleri daha sonra yaşatan Sümerlerin torunları olan Türkler olmuştur ve böylece Türk halkının kültür ve gelenekleri kökünü daha çok incelediğimizde onlar doğadan örnek almakta ilktirler iddiası kolaydır. Mısırlı Sinuhe yaşamı kitabı da bu iddiaya doğruluk damgası vurmaktadır. Sinuhe’nin kitabında Hattı adlı Türk köklü kavim arasında olan mart kutlamasına rastlıyoruz.

Melikşah veya unvanlarıyla Ebü’l-Feth Celâlü’d-devle ve’d-dîn Muizzü’d-dünyâ ve’d-dîn Kasîmü emîri’l-mü’minîn Melikşâh b. Alparslan, Büyük Selçuklu Devleti Hükümdarı adıyla anılan ve İran’da kullanılan güneş takviminde 21 Mart günü aynı zamanda yılbaşıdır.

İran Türklerinde de başta Azerbaycan Türkleri gelmek üzere Nevruz bayramı çok azim şekilde kutlanıyor. Bunun yanı sıra farslarda Türkler kadar ayrıntılı olmasa da bu bayramı kutluyorlar. Bundan İran’da etnik farklılığından dolayı bir aidiyet savaşı adlandırabildiğimiz savaş oradaki etniklerin arsında sürekli vardır. Ve o da her geleneği her kültürü veya her tarihi övgüyü kendilerine ait bilmektir. Farslar Nevruzun Farsça ad olduğundan yola çıkarak onu fars geleneği tanıtmaktadır. Türkler ise bugünde olan adetlerin Türklere ait olduğunu savunarak onu bir Türk geleneği olarak tanıtmaktalar. Kürtler ise başka bir farklılıklara dayanıp onu kendi kültürleri biliyorlar. Bu yazının amacı bu tartışmalara karışmak değildir, bu yazı da bayram önemi ve bayramda sergilenen adetleri İran ve Kaşkay Türklerinde sunacağız belki sunduğumuz adetler ve onun arkasında olan geleneksel kavramlar söz konusu olan aidiyet savaşı meselesinde de okuyucu kararına yardım olabilir.

İran’da yaşayan Kaşkay Türklerinde birçok adetler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları başlıca şunlardır:

Bu bayram da Yedisini adlı renkli bir sofra kurulur.

Bu bayram da Un, yağ ve hurma ile bayramın önceki günü, özel bir helva hazırlayıp ve ölenleri anılar bugüne Kaşkay Türklerinde ‘Arafah’ denir ve mezar ziyaretlerine gidilir,

Bu bayram da üzerlik denen bir bitki yakıp dumanını eve, mala, cana ve çocuklara v.s. şeylere verirler.

Bu bayram da yeni elbiseler alınır.

Bu bayram da yakınlara hediyeler alınır,

Bu bayram da yumurta boyanır.

Bu bayram da kız beğenmeğe giderler.

Bu bayram da önceki yılda ölüsü olan ailelerin ölülerinden dolay giyindikleri siyah kıyafetler yakınlar tarafından renkli kıyafetlerle değiştirilir.

Bu bayram da küsülüler barıştırılır.

Bu bayram da misafirliğe gidilir.

Bu bayram da nişanlı gençlere bayram payı götürülür.

Bu bayram da kötü söz söylenmez.

Bu bayram da yılın değişildiği saatte yatılmaz.

Bu bayram da başkaları hakkında konuşulmaz.

Bu bayram da şeker, Buğday Kavurgası, Şirin Çörek (Şiraz şehri adıyla İran piyasasına yayılmış Kaşkay Türklerine özel bir tatlı), incir, ceviz, kuru üzüm vs. dağıtılır.

Kaşkayların kışlak bölgesinde bu mevsim de yetişen gelincik çiçeğine Nevruz gülü dereler.

Bu bayram da kızlar daha çok kırmızı renk giyinir.

 Bu bayram da kavga etmezler.

 Bu bayram da hasta olanlar ziyaret edilir, onlara pay götürülür.

 Bu bayram da aksakallara Nevruz payı gönderilir.

 Bu bayram da börk (şapkasını) birinin evi önüne koyana pay verilir.

 Son Çarşamba’da ateş üzerinden atlanır.

Son Çarşamba’da göçebeler arasında yakılan ateşin etrafı külü dağılmasın diye taşlarla kuşatılır, dilek tutulur. Genelde hayvan isteme dileği tutulur. Yarın ateşten kalan küllerde o hayvanın ayağı izi görünür ve her kes mutlu olur. Bu eylem daha çok çocukları mutlu etmek için yapılır. Aile çocuklar üstüne deve, koyun ve benzerini alır.

 Bu bayram da Kaşkay göçebeleri kışlakta yurtlarını değiştirler (kış yurdu dedikleri ve genelde bir binası olan yerden çıkıp yaz yurduna ve kara çadırlara giderler). Kış yurdundan yaz yurduna yer değiştirdiklerinde tüm davarları, atları, mallar ve özleri yaktıkları iki büyük ateşin arasından geçirilir.

Göçebelerde bu bayramda koyunlar kırkılır, koyun kırkımı töreni Kaşkay göçebelerinde çok neşeli ve şanlı şekilde yapılır, her tayfa kendi aralarında toplanırlar ve ailelerin koyanlarının kırkılmasına sıra düzenlerler (her aile bir gün). Sırası olan aile bir kuzu kesip tüm tayfa yardımıyla koyunlar güzel bir şenlikle kırkılır, sonra koyunlarda bayramın farkında olsun diye onların kafaları veya sırtları kınayla boyanır.

Bu bayram da göçebelerde at yarışları yapılır.

Bu bayram da atı ve iti vurmazlar. Bu iki hayvana saygı gösterilir.

Bu bayram da yılan ve akrep gibi zehirli hayvanlar bile vurulmaz.

Bu bayramda av yasaklanır. Ava çıkanlar kınanır.

Bayram gecesi her kes kendi evinde olmalıdır, bayram gecesi ailede en güzel yemek aile ile birlikte yenilir.

Bayramda çadırlar gumbul adlı süslenme malzemesi ile süslenir.

Tabi ki böyle büyük bir motifi birkaç sayfada anlatmak imkânsızdır. Hiç şüphe yok ki bu bayram bütün Türk dünyasında olduğu gibi Kaşkaylarda da kültür öğelerinin en temel ve köklü parçalarından birsidir. Bu nedenle hakkında binlerce sayfa yazılacak kadar geniş ve engin bir konudur. Yolumuz dergisinin başlaması da bu önemli kültüre denk gelmiş oldu. Dergimize uzun ömür arzulayarak inşallah bu konuyu ilerleyen yıllarda da değinmek isteriz.

Bu sayımızda Yedisini adlı renkli sofranın felsefesini sunmaya çalışacağız. Oğuz Türkleri arasında, özellikle Azerbaycan halkı arasında da yaygın şekilde Kaşkaylar gibi yer alan bu âdetin felsefesi dünyanın yaratıcısına teşekkür etme ve tanrının bağışladığı bereketin şükrünü yerine getirmektir. Tüm dünyada şansın sembolü olarak bilinen 7 sayısı, Haftanın 7 gün olması, 7 gezegen olması, 7 metal parçanın olması gibi pek çok sırları içermekten ziyade Kaşkaylar dünya bereketlerinin yedi çeşit olduğuna inanıyorlar. Gerçi burada İran hâkimiyeti ve Fars “etniği bu sözcüğün Yedisini olmasına karşıdırlar ve ‘Yedisini değil bu yedi tane S harfidir’ diyorlar. Ve S ye sin demeği de Arapların S ye sin demelerinden geldiğine inanıp onun propagandasını yapıyorlar. Sofraya da yedi tane s ile başlayan farklı şeyler diziyorlar, işte tam bu noktada söz etiğimiz aidiyet tartışması da başlıyor. Neden yedi s harfi önemli ki diye sorulur? Farslar bu aslında s değildir Ç dir derler. Ve Araplarda ç olmadığı için s ye donuşmuş derler. Yanı farslar iddiasına göre bu Yediçinimiş ve yedi ç neden önemli diye sorulduğunda yedi bereketi yedi tane Çin’den gelen tabaklara koyup sofraya getirdiğimiz için derler. Aslında bu tartışma çok kaba görünse de İran da bir gerçektir ve hata bir sürü makale ve kitapta bile yer almıştır.

Kaşkaylar da inanılan ve bayram sofrasına dizilen yedi çeşit dünya bereketleri bunlardır:

Yer bereketi: bu çeşit bereketten bir örnek sofraya getirilmelidir. Kaşkaylarda Kavurga, buğday semenisi en çok kullanılan örneklerdendir. Semeni Türkmenistan’ın yerel yemeği tanınması da burada dikkat çekicidir.

Ağaç bereketi: bu çeşit bereketten de bir örnek sofraya getirilmelidir. Kaşkaylarda alma veya ide iğde tercih edilen örnektir.

Gök bereketi: Gökten olan veya göğü temsil eden bir örnek sofraya getirilmelidir. Kaşkaylarda tercih edilen ve ortak olan örnek aynadır. Bayram sofrasının ortasına büyük bir ayna yerleştirilir.

Göverme bereketi: tarım, ekin ve benzeri bereketlerden de örnek getirilmelidir. Kaşkaylarda sofrayı güzelleştiren daha önceden bayram için hazırlanmış bir yeşillik tercih edilir. Bu yeşillik bayram yeşilliği ile tanınır.

Alışveriş bereketi: bu bereketten de örnekler alınması gerekir. Tüm dünyada ortak olan para bereketi Kaşkaylarda da tercih edilir ve sofra sikkelerle süslenir.

Hayvan bereketi: bu bereketten gene çok düşünceli şekilde ve her yerde bulanması kolay olduğu için yumurta örnek alınır.

Su bereketi: Azerbaycan Türklerinde mutluluğu temsil eden ve bayram balığı adıyla anılan küçücük süs balığı Kaşkaylarda da su bereketi olarak tercih edilir. Ayrıca balık güneşin balık borcundan koç borcuna geçmesini de temsil eder.

Bayramının kutlanış amacı üzerinde yapmış olduğumuz bu araştırmada çok fazla rivayetin olduğunu gördük.  Bu yolda bayram kültüründen ziyade fark ettiğimiz şu ki Türk kültürü birçok kültürle iç içe olmuştur. Birçok millet böylesine köklü ulu Türk kültür unsurunu önce sindirmeye, bunu başaramayınca da kendi kültürlerinden bir şeyler katarak, onu kendilerine mal etmeye çalışmışlardır. Gene yukarıda söz etiğimiz Yedisini örneğini ele alalım. Dediğimiz gibi Farslarda bu kültürün benzerini fakat Yedisini yedi tane s diye algılayarak kutlamaktalar.

 

 

 

Ama Yedisini yedi tane s diye bilmenin gerçek yüzü nedir? Burada ki sorunun cevabı hiç düşünmediğiniz kadar kolaydır. Evet, buradaki iddia Farsçadan Türkçeye yapılan bir çeviri hatasıdır. Ve çevirmenlerin ve kültürü sindirmeye kalkanların dikkat eksiksizliğidir ki burada ki ölçü ve ek olduğunun farkında olmadan onu bir s harfi görerek böyle bir yanlışı büyütmüşler. Bu iddianın yanlış ve hata olduğu açıkça görünmektedir, neden ki:

“S” harfinin seçiminin efsanevi bir anlamı yoktur. Çünkü Farsçanın hiçbir yerinde, “S” harfi mutluluk anlamında kullanılmıyor. Bu mantık ş ve ç için de geçerlidir.

Ayrıca iddiası olunan yedi tane s Farslarda da sofranın temel içeriği değildir. Yani Farsçada balık anlamına gelen mahi sözcüğü s ile başlamadan sofranın temel içeriğidir. Ayna, yumurta ve benzeri de aynı şekilde iddiaya zıttır.

S ye Araplar gibi sin demek fars diline uymamaktadır.

Ancak ne yazık ki bu yılki bayramımız Korona virüsü gölgesinde ve bildiğiniz gibi, Türkiye’mizde doktorlar sürekli evde kaldığımızı uyarıyor. Yolumuz tarafından sizin bayramınızı kutluyor ve sizin korona virüsü hakkında uyarlı olup evde kalacağınıza inanıyoruz, inşallah bu süreci hep birlikte atlatacağız, güzel günler bizi bekliyor. Koronaya yendiğimiz gün hepimizin bayramımız olacaktır.

Kiani, Manouçehr (1991/1370). Siyah Çadırlar-Kaşkayların Hayatına İlişkin Bir İnceleme (Siyah Çadorha-Tehkiki ez Zendegiyi merdomı il Kaşakay), Kianneşr yayın evi, Ş

Acaloğlu Arif Şecere-i Türk (Türk’ün Soyağacı) Ebul Gazi Bahadır Han.

Astar Abadi Mehdi. (2013/1392) Ferhengi Senglah, Ahter Yayın evi, Tebriz.

Caferzadeh İsmail (2010/1389) erk Sözlüğü, Ehrar yayın evi, Tebriz

Deldar Bonab Mirhüseyin (2011/1391) Ferhange Tetbigi Kenayat, Tahran

Merdani Rahimi, Esedullah (2007/1386). Kaşkay Türkçesi Sözlüğü (Ferhengi Lügat ve Istılahatı Kaşkayi), İntişarat Ensari, Kom.

Mehyari, Abdulhüseyin (2014/1393). Kaşka: Kaşkay Türkçesi-Farsça Sözlük, (Kaşka: Vajeh Nameh Torki Kaşkayi-Farsi), Kendi Yayını, Tahran.

Merdani Rahimi, Esedullah (1999/1378) Kaşkay Türkçesi Atasözleri (Atalarsözü, Zerbolmeselhayı Torkiyi Kaşkayi Torki be farsi), İntişarat Kianneşr, Şiraz.

Deniz Karakurt, (2011) Türk Söylence Sözlüğü, Türkiye.

Mansuri Nasır, Dilmac bilimsel dergi

Hale Kuntay, (1955), Türkiye basım evi, İstanbul.

Paylaşınız

Dikatınızı çekebilir

Türk töresine dayanan güç

Türk töresine dayanan güç  İSA DOĞANLI “Memalik-i mahrusa-i kaçar” veya Kaçar’ın korunmuş toprakları, birinci Dünya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cresta Help Chat
gönder