Salı , Ağustos 4 2020
fatr
Ana Sayfa / ْTÜMÜ / Araştırma ve Makaleler / Sanal dünya, kaşkayların özgürlük alanı

Sanal dünya, kaşkayların özgürlük alanı

Sanal dünya, kaşkayların özgürlük alanı

Qutluxan Qaşqayı

 

İran coğrafyasında eğitimin modernleşmesiyle beraber, Tacik(Fars) dili de genişlenmeğe fırsat buldu. Aslında Tacıkça(Tacikçe), yaklaşık yüz yıl önce, modern eğitim dili olarak, Türk şahlarının kulluğunda olan debir[1]lerin defterinden ilk kez Türklerin yurduna ayak basıp merak uyandırıcı bir hızla genişlenmeğe başladı.

Tabi ki konu eğitim olunca, bütün halk açık kucakla bu özge(yabancı) dili kendi evlerinin içine kadar çağırıp giderek onu benimsemeğe başladı.

birinci dünya savaşından sonra, Türklüğü yenebilen güçlerin Ortadoğu’nun yeni düzenini sağlamaları üzere, bir çok ülke!! Türk imparatorluklarının içinden doğmaya başladı. Ve tabi ki bu yeni ülkelere, yeni bir millet ve yeni bir dil gerekiyordu.

 

Geniş bir biçimde etnik duvarlarını aşındırıp aşarak, kapsayıcı bir iletişim aracına dönüşen dillerin bazen şaşırtıcı derecede yabancı oldukları, onları kapsayan etnikleri inanılmaz baskılara katlanmak zorunda bıraktı.

Dil birliği üzerinden yola çıkarak, Devlet Millet tarifine ayak uydurmağa çalışan sahipsiz kalan bu toprakların yeni sahipleri, sosyal altyapıya hiç bakmayarak, kısa bir süre içerisinde Türkçe başta olmak üzere, büyük bir Dil terörü projesine başladılar. Çok kısa bir dönemde Farsça olarak tanıdığımız, ancak Fars eyaletinde bile Tacikçe bilinen içe dönük ve genellikle zararsız bir dil, acımasız bir saldırganlık sergileyerek, etrafındaki dilleri birer birer sarıp yenmeğe başladı. Bu arada tabi ki en çok zarar gören dil, bu toprakların en yaygın dili, yani Türkçe oldu.

Kısaca 20. Asrın yüzü Tacikçeye gülmüştü. Artık bu dilin aracı bir dil konumundan kurtulup, birçok insanın anadilini hackleyerek onların alt bilincine yerleşmenin zamanı gelmişti.

Pehlevi hükümetinin Kaçar devletinden sonra iktidara gelmesi, Tatça(Tacikçe) temelli eğitimin de genişlenmesine yol açtı. Sözde çok derin bir uygarlığın beşiği olarak dillere düşen PERS imparatorluğunun belirtileri, İran adlandırılmış toprakların dört köşesinden ve hatta başka ülkelerden, sonbahar mantarı gibi bulunmağa başladı!

Yer yer dikilmiş taş anıtlar, sırlarla dolu abideler, Çin imparatorluğunun arşivinden çalınmış sonrası Hindistan’da bir rahipten alınmış kitaplar, cengiz hanın kitap yandırma şöleninden can kurtara bilmiş şiir divanları, hatta Mısırda büyük firavunun hazinesinde bulunan Perslere ait mücevherler ve binler belki de yüzbinlerce dikkatle seçilip halkın bilgisizliği ipliğine dizilmiş yalanlar, birer birer kamuya sergilenmeğe başladı.

Ve bu yalanlar, kusursuzca yeni basılan binlerce kitapta yerleşerek, 20. Asrın eteğinde doğan çağdaş İran ülkesinin kültürel altyapısını oluşturdu. Bütün bu bilgiler, eğitim kalıbına sokularak Türk halkının beynine yem olduğu için, çok çabuk kabul göründü. İşte o zaman Türkçe ve ona bağlı olan bütün ürünler iyice köşeye sıkılarak aradan gitmeğe yüz tuttu.

 

 

50yılı aşan pehlevi dönemindeki Türkçe basılan kitapları sorarsak, neredeyse sıfır diye biliriz! Ve en az yüzde altmış beşini Türklerin oluşturduğu bir ülkede bu acı gerçeğin ne anlama geldiği belli.

Böylece ataları ve anaları sadece töresel Türk yaşam felsefesinden beslenerek dünya görüşlerini asırlar boyu genişletip sürdüren Kaşkaylar, okyanus gibi büyük ve muhteşem görünen bir kurgu bilim dünyasıyla karşı karşıya gelmiş gibi oldular.

Asker gibi doğan ve büyüyen kaşkaylar için, artık tüfeklerini bırakıp, kurşun kalem ele zamanı gelmişti! Yeni neslin kurşun kalemlerle atalarının törelerine savaş açmak, kaçınılmazdı. ‘Bilim Ordusu’ adlanan öğretmenler birliğinden en uzakta göçebe yaşamını devem ettiren Türk obalarına gönderilen Tacik öğretmenler, bilim dünyasının elçileri sanılarak, maalesef açık kucakla ilhanlar ve kethüdalar tarafından karşılandılar.

Böylece Türkler kendi elleriyle, Türkçeyi aradan kaldırmağa planlanmış sinsi projenin bir parçası oldular.

Çocuklar yazma okumayı öğrenince, giderek başka bir dünyada yaşamayı başlayıp kendi öz yaşam tarzlarını eleştirmeğe başladılar.

Birden bire bütün töreler hurafeye dönüp, bütün kahramanlık destanları yalanlanıp, bütün inançlar mezhep örtüsüne büründüler. Hal bu ki Kaşkay toplumu, derinden eski Türk inançlarına bağlı bir toplumdu.

Bu öngörülmemiş eğitim saldırısı, iki değişik seviyede kimlik krizine sebep oldu. Birincisi kendilerini bilimin yanlış tarafında bulan ana atalar ve ikincisi de çocuklarını Türkçeyle yaşamış olan ve Türklüğün felsefesinden beslenmiş çocuklar.

Böylece, sadece birkaç yılın içinde, inanılmaz bir özgüvensizlik bütün Kaşkay toplumunu kapsadı.

Maalesef durum bundan da kötüye gidecekti! Acımasız bu balta, Türklüğün köklü ağacını budayarak, kendine sap arıyordu. Şimdiki masum çocuklar, birkaç yıl Tacikçeden beslenerek, çekirdeği virüse yenilmiş birer hücre gibi, Türk boylarının içine dağılmaya başladılar. Bu baş döndüren logaritmik genişim hızı, çok kısa bir sürede kaşkay kültürünün ana damarlarını tıkayarak bu toplumu içten boşaltmaya başladı.

Türk milliyetçiliği hiç oluşup kurumsallaşmadan, İrançılık diye bir kavram yerine oturdu. Bütün yeni İran ülkesini bir ırka ve bir dile ait bilen bu düşünce, ona gurur duymayan bütün insanları kınayarak dışladı. Bu arada Kaşkay gençleri siyasi gelişimler ve değişimleri izleyerek, hiç farkında olmadan Panİranizmin değişik adlar ve partiler adına kurulmuş pusularına düşerek, daha da denircesine kendi öz köklerinden koptular.

Kimi sosyalist, kimi komünist, kimisi ise milli mezhebi olma temennisiyle genellikle dış dünyadan ithal edilmiş siyasi yapılara sığındılar. Gelişmelerin inanılmaz hızı, hala köklerine bağlı olmaya çalışan Kaşkayları tamamen devre dışı bırakarak, özellikle Türk dili ve edebiyatı alanındaki yaratıcılığı olumsun etkileyip iyice köşeye sıkıştırdı.

Pehlevi dönemini kaşkayı edebiyatının diri kalmak için can çekişme dönemi diyebiliriz. Ve ya en iyimser davranışla, Türkçenin isteyerek susma hakkını kullandığı bir karanlık dönem.

Ancak düşünenlerin tam tersine, 1979 yılındaki İslam devrimi de pek Kaşkayların kazancına olmadı.

İlk aylarda bütün düşüncelere yer açacak gibi görünen devrim, klasik bir tabirde kendi çocuklarını birer birer yutmaya başladı. Kendi ulusunu yeniden birleştirip yönlendirmek için, sürgünlerden dönen Kaşkay ilhanları değişik yöntemlerle etkisiz hale getirildiler ve böylece bu Türk topluluğunun son ümitleri de sönmeye yüz tuttu.

50 yıla aşkın bir süre baskı altında kalan Kaşkaynın sosyal yapısı, zaten yıpranmış durumdayken bir darbe de yöneticilerinin ortadan kaldırılmasıyla geldi.

Hosrov han Kaşkayı’nın[2] idam edilmesinden sonra, ölümcül bir suskunluk İran’ın orta ve güney bölgelerinde yaşayan Türkleri, özellikle Kaşkay Türklerini sardı.

Türkçe yazmayı bırakın Kaşkayı’nın adını getirmek bile yasak bir sınırı aşmak gibi oldu. Yüzler yıl töresel bir yaşam biçiminde önderlerin yönetimiyle yaşamış bu topluluğun başkansız kalması, bütün yapılanmasını derinden sarstı.

Siyasete iyice küsmüş olan Kaykaylar, yaklaşık 25 yıl, kendileri olarak, hiçbir etkinliğe katılmadı. İran’ın sekiz yıl süren Irak’la savaşı bile, Kaykayları kendileriyle barıştıramadı. Sanki gönüllü bir çekingenlik ve içe dönük bir tavrı bütün sahalarda sergilemek, yeni bir toplumsal özellik olarak onların kanına geçmek üzereydi.

Ancak bu sadece Kaşkay toplumunun dış görünümü idi. Bu da merkezi yönetim tarafından, Kaşkayların yakın gelecekte artık tamamen yok olacaklarını düşünerek, az da olsa baskıların hafifleştirilmesine neden oldu. Böylece Türkçenin bastırılmış kocaman kökünden, ufak tefek filizlenmeler başladı.

Yazarlar ve şairler için çok zor olsa da, bazen uzun bir bürokrasi sürecini aşarak kültür bakanlığından izin alıp kitaplarını bastırmaya başladılar. Bu arada Kaşkay’nın tarihinde ilk olarak yıllar boyu araştırmadan sonra, geniş ve kapsamlı birer muhteşem sözlük yayınlandı. Kaşkayı’nın ilk dilcisi olarak ün kazanan Esedüllah Merdani’nin ‘Kaşkayı Sözlüğü’ adındaki kitabı yakın gelecekte tek askerli bir ordu gibi yüz yıla yakın aşağılayıcı baskının canına okuyacaktı.

 

Genişlenen ilişkiler sonucu, artık kendilerini İran’da tek görmeyen Kaşkay gençleri, başka komşu il ve ilçelerdeki Türk kardeşleri ile bilgi paylaşarak unutulmak üzere olan Türk kimliğini yeniden arayıp onunla buluşup barışmaya başladılar.

Bu arada ‘Kaşkayı sözlüğü’ nün var olması, güçlü bir öğretmen gibi, kendi dillerini geri kazanmak isteyenlerin arkasında durarak yıpranmış özgüvenlerinin en etkili onarıcısı oldu.

Türkçe yazıp okumak içinde yasaklanmış bir ülkede, Başka Türkler gibi Kaşkayların da tek çaresi, Merdani gibi dil hocalarıyla bir arada buluşup dil eğitimi almaktı.

Ancak Kaşkay Türklerinin geniş bir coğrafyada yayılmış olmaları ve eğitim için kendi evlerinden başka hiçbir alanın olmaması, böyle bir yöntemi yetersiz kıldı. Ara sıra Tebriz ve Urmu gibi şehirlerden gönderilen dergiler ve kitaplar, bu özel eğitim ocaklarında elden ele dolaşsa da, toplum genelinde beklenen ilerleyiş pek gözükmüyordu.

Ta ki teknoloji İran’ın güneyinde asırlar boyu yaşayan Türkçenin kazancına, siyasi sınırları al tedip bilgisayarlar ve telefonlar aracılığıyla bütün evlerin içine girene kadar.

İçgüdüsel bir dürtü, onları atalarının göçebelik yaşam tarzını çabukça sanal dünyaya yanılsatmada yardımcı oldu. İran genelinde, Asimilasyon baskısından en çok zarar gören toplumlardan biri olarak, Kaşkaylar kısa bir zaman içerisinde, 70 yıla aşkın bir sosyal altyapı bozulmasından sonra, kendi obaları ve boylarının sarsılmış yapısını onarmaya kalkıştılar.

Bu yeniden yapılaşma Türkçe’nin evlerde tutuklu kalmış parçalarını, yavaş yavaş özgür bıraktı. Dedeler ve ninelerin unutulmak üzere olan öyküleri, Türkçe yazmayı daha yeni öğrenen torunların eliyle yazılıp yayılmaya başladı.

Böylece birçok yazar ve şair, hükümet gözetiminin altında olmadan düşündüklerini kendi dildaşlarıyla paylaşmak şansını yakaladı. Öte yandan dil ve milliyetçilik konusunda, her daim örnek olan Azerbaycan Türkleri yine de Kaşkay Gardaşlarını yalnız bırakmayıp, asimilasyona karşı elde ettikleri bütün bilgileri, sadıkça onlarla paylaştılar ve bu da özellikle milliyetçilik ruhunu uyandırmakta büyük bir atlayışa neden oldu.

Sanal dünya, Kaşkaylar için yaylaların özgürlüğünü şehirlerin kalabalığında tatmak gibi bir garip alışkanlığa dönüştü. Az abartıyla bakmış olursak; ‘elinde telefonu olan şair olup başına gelenleri şiir kalıbında anlatmaya çalıştı’ diyebiliriz.

Psikoloji bakımından çağdaş insanın _toplumun temeli olarak_ böyle bir geçiş süresinde zarar görmeden ne kadar devam edebilmesi konusuna hiç girmeden, Kaşkay genelinde sanal dünya sayesinde oldukça güçlü bir edebi dalganın oluşması, olumlu bir değişim sayılıyor.

Atalarının her daim tetikte oldukları gibi, beyinsel olarak toparlanmayı başarıp dünya genelinde olup bitenlere karşı yeni bir duyarlılığı yakalanmış bulundular. Yani sanal dünyada yaşananlara karşı, tetikte olmayı çabukça öğrenip sürekli tatbikatta olan bir sanal ordu gibi, etkenlere karşı tepki vermeği eski duruma kıyasen daha canlı bir duruma yükselttiler.

Bu sürecin en faydalı yan etkisi, sarsılıp yıpranmış özgüvenin geri kazanılması oldu.

Dil ve edebiyat başlıkları altında ara sıra ortaya çıkan siyasi konular halkın yönetim tarafından sert gösterilmiş duvarların sanal çevrede yavaşça aşınabilmesini ortaya çıkardı. Özellikle yönetim tarafından İslam devriminin başlangıcındaki sert tepkilere maruz kalmayan yeni nesil, kendilerini ifade etmekte daha cesur bir tavır sergileyerek, yaşlıların da bir adım ileri gelmesinde katkıda bulundular.

Dijital çevrenin genişlenmesinden dolayı bir toplumun sergileyebileceği davranışlar ve sürekli değişen etkenlerin karşısında uygulayabileceği tavırları incelemek, oldukça zor ve zaman alıcıdır, ancak üstte de dediğimiz gibi şimdilik dil ve edebiyat konusunda Kaşkay alanında olumlu etkilerini görebiliriz.

Bildiğimiz üzere son günlerde dünya genelinde bütün medyanın konu başlığına dönüş olan korona virüs salgını, ister istemez bütün insanları etki altına bıraktı.

Bu arada en erken bu salgına yakalanan ülkelerin birisi de İran. Maalesef vaka sayısının giderek artması ve değişik kaynaklardan gelen çelişkili haberler, Kaşkay toplumunu da olumsuz etkiledi ve çok üzülerek hala bu durum devam etmektedir.

Ancak bizim konuya ilgili olan, Kaşkayların dil ve edebiyatında şimdiki giderek genişlenen paniğin nasıl yansımasıdır. Bu yüzden Kaşkay sosyal medyasına bir göz atarak, korona virüs konusunu ele alıp şiir kalıbına döken birkaç kişinin şiirini, toplanmış bulundum.

Bütün şiirler Kaşkay şivesinde ve düzenlenmiş olarak sunulmuştur. Şairlerin adı güvenlik amaçlı korunmuştur ve onlardan özür dileyerek şiirlerin içeriğinden silinmiş bulunuyor.

1.

Yolung itdi durdung gəlding İrana?

Yazıq xalqı haqsız verdəng qırrana[3]!

Vay o günə biz and işək qurana.

Bir qurd təkin xırrığıngı[4] tutarıg.

Korona ged başımızdan əl götür!

Pis darıngı[5] göz qabaöından[6] itir!

Qaç ged geri, öz yeringə düz otur!

Şoxluq[7] dəğil! Tez daşıngı atarıg[8]!

İranlıyıg bizlər Çinli dəğilik.

Söğüd kimin hər yelinən əğilək.

Nə söyləsək sözümüzə qayılıg[9].

Bu tezliğə səni mufta[10] satarıg.

 

Sən gəlib də elə Qumda[11] qalaydıng!

Mollalarıng bir bir canın alaydıng!

Kərəneyi[12] ağza qoyub çalaydıng!

Pis başıngı gələn yerə qatarıg![13]

Qum’dan çıxdıng varı yeri suladıng[14].

Birdən gəlib başımızı doladıng.

Tilki təkin sən yalları buladıng!

Ele düşsəng pis başıngı ütərik!

Düzdür arsa bugün bizə çox dardır.

əbuəli[15] kimin təbib çox vardır!

Zəkəriya[16] əlkoholu çox hardır[17].

Bulsag səni hafu[18] təkin utarıg.

Şaiir yazar sözlərimə qulaqas!

Tüfür daşa bu sözümə burda bas!

Korona! Ged ayrı yerdə torba as!

Canıng alıb rahat düıüb yatarıg!

2.

Koronayam çin sowqatı.

Həğərlədim qızıl atı.

Qorxudmuşam Türkü Tatı[19].

Mən amacım axınddadir[20].

Tələbələr gəldi çinə.

Gətərələr bizim dinə.

Saldı sizi yaman[21] günə.

İşim dili çaxandadır.

Amrikada düzəlmişəm.

Gülgəz[22] rəngə bəzənmişəm.

Çində canlar az almışam.

Keyfim canlar çıxandadır.

Çindən gəldim Qum’da qalam.

Yılan təkin adam çalam[23].

Mollalarıng canın alam.

Sözüm o evyıxandadır.

Koronaya ad açmışam.

Yılan qanı çox içmişəm.

Çin əlindən mən qaçmışam.

Qum şəhri çox yaxındadır.

Bu Amrika dukanıdır[24].

Çin korona məkanıdır.

Axınd gözü tikanıdır[25].

Can almağı şaxındadır[26].

Köməkləşing dönəm Quma.

Ağzım gələ dada tuma[27].

Qoymam molla gözün yuma!

Gözüm varı yoxundadır.

Deying Tıramp evi bişə.

Heç qalmasın gələn qışa.

Xalqı bütün qoymuş işə.

Özü kaxıng ruxundadır.[28]

Koronanıng payqam[29] varı.

Çox yalvarır sizi tanrı![30]

Qalıng evdə sizlər varı[31].

Sözü xalqın çoxundadır.

Bir az tağat edin sizler.[32]

Korona da bir gün dizlər[33].

Baxıng nicə şirin sözlər.

Bu şairin muxundadır[34].

3.

Ala gözüng susuz olmuş qanıma!

Bir Qumdan çıx buyur əğləş yanıma!

Sən gələli bir od düşğb canıma!

Korona can! əğləş çaha[35] tökmüşəm!

Bax boynumu sənə görə bükmüşəm!

əğləş yoldaş! Bir az ıraq! yowuma[36]!

Çox qızışma! Çox da məndən sowuma!

Owqanımda[37] düşdəng mənim owuma!

Qussa çamır mən də ona çökmüşəm!

Bu yaslıqda qayqı dəni əkmişəm!

Komonizming mullalığı belədir!

Batıdaki demokrasi tələdir[38]!

Bu dunya qəhbədir ya hərgələdir?

İmanımıng dərrisini sökmüşəm.

Saman təpip boğazından tikmişəm!

Yalan desəm ciğərbəndəm qan olsun!

Elxanlarım kölə, köləm xan olsun!

Yarı canım canınga qurban olsun!

Korona can çarxal qara çəkmişəm

Bax əlimə! Öz baxtımdan səkmişəm! …

Bu qarqışlı torpaqlara sən nədən?

Solub düşən yarpaqlara sən nədən?

Baş əğmişik yaltaqlara! Sən nədən?

Boynu sınmış! Rəhmə gəlsin ürəğing!

Rəhm eyləsəng qana batmaz çörəğing!

Biz çarasız, sən indilik tarimiz.

Qurban oldag bir şaxınga varımız.

Qoy qış gəçə bir ərriyə qarımız!

Gün çalanda tez yıxılar dirəğing!

Bir yel əsər ufaqlanar çörəğing!

Səndən sonra zulm altına yatamam!

Azadlığı heç qıymətə satamam!

Duşman olub doslarımı atamam!

Halow düşsün alazlansın kürəğing.

Owqanıngdan ıraq düşsün bərəğing!…

4.

Hikayətdir güzümünən görmüşəm.

Onu yazıb həy şax o bərg vermişəm.

Bilmədim ki bir düşüdü ya da tuş.

Varımıdı ya yoxudu əğl o huş.

Heş bilmədim nə towr oldu nic oldum.

Yer towlandı baş uğundu gəc oldum.

Gözüm dəmi birdən oldu qərəngı.

Dunya oldu varı yerdə mələngi.

Gördüm gəlmiş nazıl olmuş bir bəla.

Bütün aləm bu bəlaya mubtəla.

Bu bəlanıng adı nədir? Virusdur!

Dedilər ki bir tohfədir məxsusdur.

Gətirmişdir Çindən gələn kakalar.

Orda öpür kakam burda yalar!

Nə çara var nə bulunur darmanı.

Almış ələ bu dunyanıng fərmanı.

Hər kəs gırıftardır elə özünə.

Qulaq asmır heç kımsəning sözünə.

Hər kim basmış bir yamışıq burnuna.

Ağzi dili fəqət olmuş Korona!

Ana gedir uşağından qırağa.

Qardaş turur qardaşından ırağa!

Xulasa ki bu cenabı Korona

Quymur qaça qısır çıxa bir dana!

Hərif yoxu girmiş xalqıng gözünə.

Qulaq asmır dua sana sözünə.

Əl yetirmiş qılıncıa! Düşsəng girə

Nə əlkohul çarasıdır nə şirə!

Birdən baxdım kəndimizing bağına.

Gördüm ingər duman tutmuş dağına.

Baxdım görüm nicə eyləyir kəndxuda.

Kəndxudamız gördüm həniz yuxxuda.

Geri dönüb ağzı güzü bağladım.

Oturub da yazqı yazıb ağladım.

Qorxurdum ki yaxın ola o mənə!

əli yuyub jel yaxırdım bədənə!

Posturadım oldum çinli qarrısı!

Çox yumaqdan getdi əlim dərrisi!

Çox işlətdim gül bənəfşə yağını.

Ağamşehid zeynəli torpağını.

Hərkəs etdi hərnə etdi qoy gedə!

Təzzək tütü hərnə çəkdim qoy gedə.

Gördüğünüz gibi, sanal çevreden derlediğimiz şiirlerdeki duyarlılık Kaşkay toplumunun modernleşme sürecinden geri kalmamalarının birer kanıtıdır. Öte yandan günümüzün de sıcak gündemi olan Korona virüs sonucu dil ve şiir alanında ortaya çıkan yaratıcılığı, dünyadaki büyük kötü olaylardan sonra oluşan edebi dalgalara benzete biliyoruz. Örneğin savaşlar veya kıtlıklardan sonra, ister istemez dil dünyası kendini yeniletmeğe ve bazen de genişletmeğe çalışmıştır.

Korona salgınını ele alan bu şiirler ve burada getirmediğimiz çok sayıda metinlerin hepisinin iki önemli özelliği bulunmaktadır. Birincisi bu kültürel ürünlerin hepsinin Türkçe olmaları ve ikinci özellik ise yayın alanlarının Sanal dünya olduğudur.

Bu da Aşırı bir vurguyla, Türkçenin kısıtlandığı bir ülkede sosyal medyanın ne kadar hayati bir önem taşıdığını işaret etmektedir.

Sözün kısası bu ki; Kaşkay Türkü için Sanal Yaşam’ın olup olmaması, ölüm kalım meselesidir!

[1] Debir: Tep kökünden. Yazan, sekreter.

[2] Hosrov han kaşkayı, Kaşkay Türklerinin son ilhanı. Devrimden sonra, İran İslam Cumhuriyeti döneminde, milletvekili olarak meclisteyken, değişik bahanelerle üyeliği iptal edildi. Onu 1983 tarihinde devrim muhafızlarının karşısında savaş açmak suçlamasıyla firüzabad şehrinde idam ettiler.

[3] Kırgım. Soykırım.

[4] Boğaz. Kırtlak.

[5] Görünüm. Endam.

[6] Göz önü. Gözkapağı.

[7] Şaka.

[8] Seni yazık ederiz.

[9] Emin. Tutumlu.

[10] Bedavaya.

[11] İlk korona virüsü vakası içinde bulunan şehir. Kum şehiri.

[12] Zurna. Korona ile kərəney benzerliğine ilgi çekmek istemiş.

[13] Seni geldiğin yere geri dönme mecburiyetinde bırakırız!

[14] Her yere işedin!

[15] Ebüelisina. Özbek Türklerinden olan ünlü bir hehim.

[16] Alkol formülünü bulan kişi.

[17] Saldırgan. Kuduz.

[18] Engerek yılanı.

[19] Tacik.

[20] Molladadır. Axınd: molla.

[21] Zor. Çetin. Kötü.

[22] Penpe. Açık kırmızı.

[23] Sokam. Sancam.

[24] Dükkanıdır.

[25] Dikənidir.

[26] Kesindir. Şax: boynuz.

[27] Tada tuza.

[28] Kendisi sarayın zirvesinde.

[29] Mesaj.

[30] Sizi tanrının adına and veriyor.

[31] Hepiniz.

[32] Dayanın.

[33] Diz çöker.

[34] Beynindedir.

[35] Çay.

[36] Yaklaşma.

[37] Yakınımda.

[38] Tuzaktır.

Paylaşınız

Dikatınızı çekebilir

Türk töresine dayanan güç

Türk töresine dayanan güç  İSA DOĞANLI “Memalik-i mahrusa-i kaçar” veya Kaçar’ın korunmuş toprakları, birinci Dünya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cresta Help Chat
gönder