Cumartesi , Ekim 24 2020
fatr
Ana Sayfa / ْTÜMÜ / Araştırma ve Makaleler / Qaşqayı’ dan Qızılalma’ya Doğru. 2

Qaşqayı’ dan Qızılalma’ya Doğru. 2

Qaşqayı’ dan Qızılalma’ya Doğru. 2

İSA DOĞANLI

 

Türklük bir Kan veya bir Irka bağlı değildir, belki Türkçenin en derinliğinden kaynaklanan yaşam felsefesine ve bu felsefeden üreyen düşünce tarzına bağlıdır.

Bu yüzden Irkları belirtmek üzere, özellikle modern bilimlerin önerdiği yöntemler ile Türklüğün kökenini araştırmak oldukça gülünç ve bir o kadar da gerçeklerden uzak sonuçlara neden olabilir.

Maalesef birçok Türk araştırmacısı genetik biliminin sunduğu bu yanlış anlamalar sonucu, Türk ırkının kökenini bulmak yolunda kafa karıştırıcı sonuçlar elde ederek bu soy sürme karmaşasının birer parçasına dönmüşler.

Kimisi göz formundan, kimisi kafatası üzerinden ve kimisi ise genlerdeki kodlanmış şifreler üzerinden yürüyerek, kendilerince Türklüğün ne olduğunu anlatmaya çalışmışlar, hal bu ki bu konu hiç başlamadan sona ermiş bir hikâye gibidir. Çünkü asıl temel soru kimlerin Türk olduğu değil de, Türklüğün ne olduğudur.

Acaba Uzakdoğu’daki Karagözlü Uygurlar mı daha Türk, yoksa Almanya’daki sarışınlar? Sibirya’daki Sabar’lar asil yoksa Basra körfezi sahillerindeki Kaşkay’lar? Ve acaba söz konusu olan Türklük genomunun örneğini hangi toplumdan elde etmeliyiz?

Bu soruların cevabının bulunmaması hiç de şaşırtıcı değildir. Gerçeklere bakılırsa kendini Türk bilen hiç kimse, kendini ikinci derece bir Türk olarak tanımıyor ve Bilimkurgunun uydurduğu genetik ayrımlaştırmalarına hiç de uymak istemiyor.

Dolaysıyla Türklük felsefesini bulmak için en kısa yol kendilerini Türk bilen veya bilmeyen insanların kan ve mukus örneklerini modern laboratuvarlarda tahlil etmekten değil de, Türkçenin gizli ve gizemli altyapısını keşif edip bu yapıya dayanan düşünce ürünlerini toplumun ortak değerlerinde araştırmaktan geçiyor.

Geçen bölümde, Türkdil_ Düşünce kavramının nasıl ortaya çıkıp Türklerin yaşam felsefesinin gelişmesiyle beraber evrilip geliştiğinden bahis ettik ve dedik ki Türkdil_ Düşünce, doğanın kurallarına uyarak üstün zekâlı bir altyapı oluşturup dilin derinliklerindeki şifrelere dayanıp düşüncenin ana kaynağı konumuna gelmiştir.

Türk dili Ters mühendisliğe uygun bir dil olduğu için, bir dilci sözcüklerin bitişik seslerini söktükçe, dilin altyapısına ulaşabilir ve buna benzer bir yöntem ile düşünce yapısının perde arkasındaki şifrelere de varabiliriz.

Maalesef Türkçenin bütün şivelerinde Dil_ Düşünce temelinden sapmalar vazgeçilmez bir gerçek olarak ortada. Bazen bilgisizlikten, bazen siyasetler gereği ve bazen de dilin doğru yüzünü umursamamak nedeniyle yeryüzündeki kaç yüz milyon Türkün ağzında seslenen şivelerin her birinde, binlerce ve belki de yüzbinlerce gerginlik, aksaklık, gevşeklik ve doğallıktan uzak birçok sorun vardır.

Bildiğiniz gibi bu yazıda İran coğrafyasında kullanılan Türkçenin değişik şivelerinden örnekler getirerek, söz konusu olan Türkdil_ Düşünce kavramını inceliklerini bulup okuyucularla paylaşmak üzere, Anadolu ve İstanbul şivelerinden de yararlanıyoruz.

Şimdi biraz bu şifrelerden konuşacağız bu yüzden konuyu daha iyi anlamamız için birkaç sözcüğün yaranış sürecindeki mantığı çözmeye çalışacağız.

İşimizin ana kuralı şu:

‘Türk dili üstün zekâlı bir canlıdır, bu yüzden mantık yolundan hiçbır zaman sapmaz!’

Ve bu cümlenin açıklaması da şöyle olabilir;

Dilin yaranış sürecinde, yaşam koşullarına uymayan bütün fazlalıklar, zaaflar ve eksilikler otomatikman ortadan kalkıyor. Bu vazgeçilmez süreç dilin tam olarak düşünce tabanına dayanmasını sağlıyor. Bu yüzden Türk dilinin altyapısına ulaşmanın tek yolu sözler ve sözcüklerin arasındaki denklemleri bulmaktır. Bu da sadece dili düşünebilir bir varlık olarak nitelendirmekle mümkün olur.

Dil kavramına böyle bakmak hiç de gerçeklerden uzak sayılmaz. Sonuçta bütün olayların arasındaki mantığa yatkın nedenler, insanoğlunun bilincine dolaysıyla da diline yansıyor.

Köklere doğru yürüyüş

Dilin şifrelerini ters mühendislik yöntemiyle çözmek tıpkı karmaşık bir motoru sökmek gibi, oldukça hassas ve uzmanlık gerektiren bir iştir. Örneğin bir jet motorundaki her detayın arkasında aylarca ve yıllarca tecrübeye dayanan teknolojik incelikler bulunuyor ve hiçbır parçanın yeri rasgeele seçilmemiştir. Bu yüzden bu karmaşık makineye zarar vermeden onu parçalara ayırabilmek nekadar ustalık gerektiriyorsa, bu düzenden esinlenerek ona benzer başka bir düzeni kurmak belki yüzkat daha fazlası ustalık gerektiriyor! İşte bu nedenle Türk diline yeni kurallar veya yeni sözcükler dâhil etmek için oldukça titiz davranmalıyız.

Türkçenin her sözcüğü birer kapalı kutu gibidir ve özellikle bu sözcüklerin her birini uçaklarda kullanılan Karakutu gibi düşünebiliriz. Türkçenin kocaman özgeçmişinin her küçük parçası birer Karakutu’da saklanmış bulunuyor ve bu kodlanmış belleğin arka planı ise Türkdüşüncesi’dir.

Bu kodları kırıp dilin altyapısına ulaşmak tabii ki kolay olmayacaktır, ama birbirlerine benzer sözcükleri deneme yanılma yöntemiyle karşılaştırdığımız zaman oldukça yeni ve ilginç veriler elde edebiliriz.

Bu veriler Türkdüşünce yapısındaki gerekçelere yatkın değil ise, o zaman verilerimiz yanlıştır demektir, ancak Türkdüşünce ’deki kuralla uyuyorsa büyük bir yapbozun küçücük bir parçasını bulmuşuz demek! Ve ne kadar sevindirici bir haber olmasa da, bundan sonraki çabamızı başka parçaları bulmakta harcamalıyız!

İşte kocaman bir yazılımın içinde Türkdil_ Düşünce’yi tanımak budur! Bildiğimiz bütün zihinsel sınırları zorlamak ve ‘Tapmak’ın gerçek ve ‘Görçek’ anlamını yaşamak.

Bu nedenlere göre Türkçe’nin her bir sözcüğünün kökenini araştırmak, bilinmezlere doğru açılan bir kapı gibi olsa da bu yolda uygulanan yöntemlerin ne olduğuna bakmayarak, elde ettiğimiz sonuçlar arayış yönteminin ne kadar doğru olup olmadığını belirtecektir. Çünkü Türkçe başka birçok dil gibi yüzeysel ve rasgele bir yapı değildir.

Bu araştırmada uygulanan yöntem böyledir:

  1. Ortak bir anlam taşıyan veya aynı kavrama işaret eden birkaç sözcüğü seçip…
  2. Dilin onları nasıl yorumladığını araştırıp…
  3. Doğru olabilen açıklamaları ayıracağız.
  4. Sonra bu sözcükleri birbirleriyle karşılaştırarak arkalarındaki düşünceyi öğrenmeğe çalışacağız.
  5. Bu sözcükleri biçimbirim ve sesbirimlerine parçalayıp…
  6. Bu biçimbirim ve sesbirimlerini karşılaştırarak ortak bir Ses_ anlam kuralını ortaya çıkarmağa çalışacağız.
  7. Sonunda da Türkdil_ Düşünce olarak adlandırdığımız varlığın gizemli dünyasına girmeğe çalışacağız.

Bu tek boyutlu bir araştırma olamaz, çünkü onunla birlikte yaşayıp tecrübe kazanıp lehçeler arası yolculuklara başlayacağız. Bu yolculuk bizim ruhumuzu Türklük felsefesinin önemli kavramlarından biri olan QIZILALMA’ya bağlayıp besletecektir. Bu yüzden tanıdığımız dilcilik biliminin sınırlarını zorlayıp, Öz dilimize ve Öz düşüncemize yatkın başka bir yolu bulmaya çalışacağız.

Bu yolculukta biz siyaset, din, mezhep, soy, coğrafya ve bildiğimiz bütün başka sınırları aşıp sadece ve sadece Türkçeye ve ondan kaynaklanan Öz Türklüğe doğru yürüyeceğiz.

Söz konusu olan bu Türklük, siyasete bağlı olmadığı gibi, ırka, dine, coğrafyaya ve herhangi ayrıştıran bir kavrama da bağlı değildir. Bu Özlüğü bir Özbek de elde edebilir, Türkçe konuşabilen bir Arap da! Bu Türklüğü bir Kürt de benimseye bilir, Moskova’da olan bir Rus da.

Bizim peşinde olduğumuz dil felsefesinin içinde saklanan kocaman barış gücü, belki de dünyamızı ayrımcılıktan kurtarabilen tek felsefe olabilir. Türklüğün kısıtlanmış sınırlarını genişletebilen ve onu (tabiri caiz ise) bir ırkın mirası olmadığını belki bütün insanlığa ait olduğunu vurgulayan bir felsefe.

Doğru olan bu ki gerçekler, Türklerin Türkçenin kurtarıcısı değil, belki Türkçenin Türklerin kurtarıcısı olduğuna işaret etmektedir.

Bu açıdan bakınca, Türkçeyi korumağa, yazmağa, ayakta tutmağa ve genişletmeye çalışanlar, aslında kendilerini genişleterek kurtulma çabasında bulunuyorlar diyebiliriz.

Neden kurtulmak soruyorsanız, insanlığı değişik kapaklar giyinerek alt edip özgürlükten uzatmağa çalışan sözde felsefelerden kurtulmak deriz.

 

Ortak anlam veya kavram:

 

 

Bitkilerde solunum ve terleme gibi olayların oluştuğu genellikle yeşil ve türlü büyüklük ve biçimdeki bölüm.

Bu anlama işaret eden birkaç sözcük:

Yapraq

Yarpaq

Yavraq

Yalpaq

Bəlg

Bərg

Bürrə: kamış bitkisinin kesici yaprağı. Qabalaq: yasti yaprak.

Piş: hurma ağacının yaprağı

Qabalaq: yastı yaprak

varaq

 

Üstte gelen sözcüklerin hepsi kaşkay şivesinde kullanılmaktadır ve yaklaşık hepsinin ne düşünceye dayanarak var oluşu ortaya çıkarılabilir, ancak yolumuzun uzamaması için sadece İstanbul ve Anadolu şivelerine benzeyen ilk dört sözcüğü Dil_ Düşünce ölçüsü ile tartacağız.

Yapraq

Yap + Raq

İlkönce ‘Yap’ kökünü başka sözcüklerde araştıracağız.

Yap:

Baskı uygulayarak düzleştir.

Divan-ı Lügati’ Türk kaynağına göre Yap sözcüğü metal para anlamında.

Yap yarmaq yoq: pulum par(L)am yok / demir ve kâğıt param yok.

Açıklama:

Türkdil_ Düşünce’yi görmezden gelip de onun belirttiği kurallara uymazsak ‘Pul’ sözcüğünün neden ‘Metal’den yapılmış paraya denildiğine bilemeyeceğimiz gibi, ‘Pala’ sözcüğünün de neden ‘Kâğıt’tan yapılmış parayı adlandırmak için daha uygun bir seçenek olduğunu kavrayamayız.

Konuyu uzatmamak için bu kadarına iktifa edelim ki; Pul sözcüğü Parlaklık, Küçük boyutluluk, sertlik ve Keskinlik gibi anlamları barındıran sözcüklerle ilgilidir ve Pala sözcüğü ise daha çok Genişlik, matlık ve yumuşaklık gibi anlamlara işaret etmektedir. (bu arada Türkiye kaynaklarına göre Tacikçe(Farsça) kökenli bilinen Para sözcüğü aslında Türkçedir ve başka bir yazıda onu konuşacağım).

Yapalaq: baykuş.

Yapalaq kuşunun yüz yapısı gerçek anlamda yapılmıştır yanı yassılaşmış bir yüz formuna sahiptir. Bu yapının sayesinde Yapalağın yüzü bir uydu alıcısı çanağı gibi çalışarak avının çıkardığı en hafif sesleri duymasına olanak sağlıyor. Bu arada yufka ekmeğinin pişirilmesinde kullanılan demir şeyin yani Saçın formunun Yapalak yüzünün formunda olduğu ve kaşkay şivesinde Yapmak eyleminin sadece yufka yapmak için kullanıldığı da dikkat çekicidir.

Yapışmaq: bir yere tutunup kalmak.

Yapışmak makroskopk boyutta fiziksel ve mikroskobik boyutta kimyasal bir tepkimedir (reaksiyondur). Aslında bu olayın temeli iki cismin birbirlerine yaklaşıp mikroskobik boyutta (genelde) bir sıvı maddenin aracılığıyla tutunmasıdır. Burada iki açıdan yassılaşmak olayını konuşabiliriz.

Birincisi basınç sonucu iki yüzeyin birleşme noktasındaki ortaya çıkan düzleşmedir. Bu yassılaşmanın en iyi örneklerinden biri iki düz cam parçasının birbirlerine temas ettiğinde hava basıncından dolayı birbirlerine yapışmasıdır. Bu durumda iki yüzeyin yer yer birleşmesi sonucu üçüncü bir düzleşmiş katmanı iki parçanın arasında düşüne biliriz.

İkincisi ise, arada olan kimyasal tepkimeler sonucu moleküllerin birbirine yaslanıp (yaklaşıp) Van Der waals bağ kurma sonucu ortaya çıkan yassılaşmadır. Bildiğimiz üzere böyle bir yapışmada tutkal gibi akıcı bir maddenin aracılığıyla, iki yüzeyin arasında bir yassılaşmış katman oluşuyor.

Yapışqan: yapıştırıcı.

Yapıq: yapışmış.

Yapım: bir kerelik yufka yapmaya yeterli olan hamur miktarı.

Görünüşe bakılırsa ‘Yap’ kökü, Kaşkay insanının düşüncesinde ondan üreyen bir sürü sözcüğe sıkça bağlıdır. Bu bağı hem dış görünümde ve hem sözcüklerin arkasında olan yaratıcı zekâda rahatça görebiliriz.

Yap biçimbirimi Kaşkay Türkü’nün bilincinde ‘yassılanmak’ anlamını canlandırmaktadır. Ve Bu yassılaşmanın iki boyutu yani Büyük ölçüm ve küçük ölçüm boyutları var.

 

Raq eki:

Bu ek Türkçenin sık kullanılan eklerinden biri olarak, kaşkay şivesinde de yaygın bir ek sayılıyor. Onun yapısında uygulanmış düşünce kavramını anlamak için, çok sayıda sözcüğü gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Ancak konunun fazla uzamaması için birkaç örneğe iktifa ediyorum:

Iraq / Yıraq

Yı: mesafe / Yı + Raq: çok mesafeli, ırak

Bayraq

 

 

Bay: büyük, güzel, göz kamaştıran, yüce mertebeli

Bay + Raq: bir ulusun en yüce simgesi, bayrak

Tayraq

Tay: tek kalmış, Birge, Ayrı düşmüş

Tay + Raq: parçalanmış, parçaları ayrılmış, patlamış.

Bir şeyin çok sayıda küçük parçalardan oluştuğunu düşünürsek, Tayraq bir şeyin parçaları birbirinden oldukça uzaklaşmış bulunuyor. Her parça burada bir ‘tay’ niteliğindedir. (İstanbul şivesindeki üç yaşar ata denilen Tay, Kaşkay şivesinde Day olarak biliniyor).

Payraq

Pay: pay, bir bütünden koparak ayrılan parça, bölük.

Pay + Raq: çok parçalara bölünmüş, çok sayıda paylaşılmış, parçalaşmış.

Çoxraq

Çox: çok

Çox + Raq: daha çox / en çok

Azraq

Az + Raq: daha az / en az

Üstte gelen bilgilere dayanarak, Raq ekinin bir anlama üstünlük ve bazen aşırılık kazandırdığını görüyoruz. Yani bu ek öncesinde gelen kavramı olabildiğince çevreye (Uzay Zaman’a) yayıyor.

Şimdi konumuz olan Yapraq sözcüğüne bakmış olursak, bu özel açıdan onu iki biçimbirimden oluşmuş bir sözcük olarak görüyoruz. İlk parçası ‘Yassılaşmak’ ve ikinci parçası ‘Olabildiğince’ anlamlarını taşımaktadır.

Bu yüzden, ‘Yaprak’ Türkdil_ Düşünce açısından, ‘Olabildiğince yassılaşmış’ anlamını ifade etmektedir.

Pekiyi acaba ‘Bitkilerde solunum ve terleme gibi olayların oluştuğu genellikle yeşil ve türlü büyüklük ve biçimdeki bölüm’ bütün bitkilerde aynı özellikleri mi taşıyor?

Mesela muz yaprağı ve kaktüs yaprağı aynı biçimdeler mi? Yeryüzündeki bütün Yaprakların rengi, dokusu, filizlenme ve büyüme süreci ve üstte ortaya koyduğumuz özel açıdan bakarsak yassılığı aynı mı? Acaba çam ağacının bu organları yassı mı?

Acaba Dil_ Düşünce varlığının tarih boyu evrilişinde Türklerin bakış açısı, aynı konumda kalmak zorunda mıymış?

Belli olan şu ki, analarımız Türkçeyi gönülden gönüle, dilden dile aktardıkları zaman TDK veya herhangi bir dil kurumunun ortada olduğu söz konusu olamazmış. Dolaysıyla, Dil_ Düşünce herhangi bir baskıya maruz kalmadan, yaşam koşullarına yatkın olan en uygun yolu seçip topluma sunmuştur.

Bazı dilciler, şivelerin yaranışını insanların bu değişik yaşam koşullarındaki özgürce seçimlerine bağlarken, Şive ile Dil arasındaki en büyük farkın sadece bir siyasi sözleşme doğrultusunda ortaya çıkabileceğini de hatırlatmakta da fayda var.

Tüm bu nedenlere göre biz hala bitkilerin Yaprak denilen bu organlarının olası başka bakış açısına bağlı olabilen eşitlerini aramaya devam ediyoruz.

Yarpaq

Yar + Paq

Maalesef Türkiye’deki kökenbilim İran sınırlarının içinden eski Osmanlı şivesi ve ya şimdiki İstanbul şivesine dâhil olan bir sürü Türkçe sözcüğü İran coğrafyasının içindeki Türk uygarlığına pek ilgi duymadan, Tacikçe (Farsça) olarak tanımlamıştır.

Bu olayın arkasındaki olası veri eksikliği, bilgi kirliliği veya siyasi nedenlerin hepsini açıklamak bu yazının kapsamında değildir, öte yandan bu yanlış anlamaların İran sınırlarının içerisinde yaşayan Türklerin diline direk bir etki bırakmadığı da belli. Ancak Türkdil_ Düşünce varlığının doğru düzgün kavranabileceğinin karşısında olan engellerin en büyüklerinin biri işte Türk dilini sınırlandırmak!

İran Türkünün bilincinde ‘Yar’ sözcüğü zaten benimsenmiş, Türkçe bir sözcük. Bu nedenle Türkiyeli dildaşlarımıza özel, gelecek satırlarda bu sözcüğün neden Türkçe olduğunu kanıtlamak zorundayım!

Zaten Yarpaq sözcüğünü konuşmak için ilk önce Yarı konuşmak zorundayız.

Şimdi Yar sözcüğünün izini başka sözcüklerde bulmaya çalışacağız:

Kaşqayı sözcükleri

Yarpız: yarpuz.

Yar + pız

 

Burada ‘yar’ biçimbirimi, aynen Yarpaq sözcüğünü ortaya koyan düşünceden kaynaklanıyor.

Yaraşmaq: yakışmak.

Yar + aş > Yaraş: yararlı ol.

Bu sözcükteki Yar biçimbirimi, sadece Türkiye etimolojisinde kayıt olan ‘ikiye böl’ anlamında olamaz.

Türkdil_ Düşünce yapısı bu basit yoruma kesinlikle uymamaktadır.

 

 

yaraş’ sözcüğünü ya Türkçe bilmemeliyiz, ya da şimdiki kabul görülen açıdan bakmış olursak onu bir türlü ‘ikiye bölünmek’ gibi bir basit anlamla ilgilendirip açıklamalıyız.

Ancak belli olan şu ki, Yaraş sözcüğünü yaradan düşünce başka açılardan da bakıyordur.

Burada ‘Aş’ eki bize bu eylemin iki taraflı bir kavram olduğunu gösteriyor. Yani ‘yar’ anlamı iki kavramı birbirine bağlamaktadır. (bence dil kavramını kavramış olanlar için bu kadarı yeterli!)

Bir taraf Eden (yapan) ve karşı taraf Edinen (yapılmış). Ancak ‘Aş, Eş, Uş, Üş ve …’ eklerinin özelliği bir eylemin edeni ve edinenini aynı anda ve aynı değerde biçimlendirmektir.

Örneğin iki veya kaç kişinin ‘Buluşma’ sında aslında kimin bulması ve kimin bulunması belli değildir. ‘Gülüşmek, Ağlaşmak, Sevişmek, Savaşmak ve …’ gibi sözcüklerde de bu detayı iyice görebiliriz.

Yar’ biçimbirimine gelince ‘yakışmak’ ve ‘yaralanmak’ arasındaki anlan bağı hiç de belli değil gibi. Basit bir etimoloji yöntemi diyor ki:

‘senin dilindeki Yar sözcüğünün anlamı bellidir. Bu Yar o Yar değildir!’

Hâlbuki ‘Sevgili’ anlamına gelen ‘Yar’ ile ‘İkiye böl’ anlamındaki ‘Yar’ aynıdır. Ve tam yüzden ‘Yaraşmaq’ gibi bir sözcük Türk dilinin beşiğinde canlanmıştır.

‘Yar’ burada ‘Uy’ demektir ve ‘Yaraş’ sözcüğünün tam anlamı ‘Karşılıklı bir uyum sağla’ demektir.

Yaraq: işe yarayan her şey. Alet.

Yar + aq

Aq eki öncesinde gelen kavramı özel bir kapsama döküyor. Bu kapsam zaman, mekân, şey ve ya durum olabilir. Örneğin ‘Oyaq: uyanık’ sözcüğünde ‘Oy: düşünce başarısı’ kavramını bir canlı beden kapsamına oturtuyor.

Başka bir örnekte, ‘Qıyaq: kalp’ sözcüğünde, ‘Qıy: kasılmak, iyiliği esirgemek’ kavramını bir organa yüklüyor.

Böylece ‘Yar: bölücü, yaratıcı, ayırıcı, işlek’ kavramını da bir nesne ve ya organa ilgilendiriyor.

Yaraqlanmaq: pusatlanmak, erkeklik organının ereksiyonu

Burada ‘Yarılmak’ ve ‘Yar edinmek’ kavramlarının nasıl Türkdil_ Düşünce altyapısında birleştiklerini daha net görebiliriz.

Maalesef birçok okuyucuyu zorluğa düşürebilecek bir dilde konuşmak zorundayım, çünkü başka bir tür bu gizemli altyapıya ulaşabileceğimizi düşünmüyorum:

Yaradan Yaranış Yarışında Yarılıp Yarını Yaratır, bu yaranış yaratanı yaralar. Yaranan Yar, Yaratanın Yarısıdır. Yar da yaradan da yarımçılıq olur. Yaranışın yarısı yaradan, yarısı yaratıktır. Varlığın varısı(hepsi) yaradan ile yaratığın yarışıdır. Bu yarışta yarayan yaraklar yarı yararak, yaralayarak yarrıtır. Yarrımış yar yaratıcılaşır ve yaratır. Bu yüzden yaraklanmak yaranış yarışının yararıdır.

Canınızı sıkmayın! Açıklayabilirim sevgili arkadaşlar! Ancak biraz sonra…

Yaramaz: yaramaz.

Üstte de açıkladığımız gibi, ‘dost’ anlamına bağlı bir sözcüktür. Yar olamayan şey ve ya kişiye denir.

Yardan qulu: yaver. Yar olabilen kişi.

Yardım: Türkiye etimolojisine göre bu sözcük Tacik(Fars) kökenlidir! Ve bu oldukça üzücü bir durumdur. Çünkü dilcilerin Türkdil_ Düşünce yapısının gerektiği kadar kavranmamasını belirtmektedir.

Toplum, dilin inceliğine girmekte zorlanıyor ve bu da doğal bir şeydir. Ancak dilci yüzeysel bakmamalıdır.

Hiç dilin yapısına bakmadan, Tacikçenin kuruluş düzeneğine incelmeden ve şimdiki İran’da yüzler ve belki binler yıl yaşamış olan Türkçeyi göz ardı edercesine, Fars bölgesine (vilayet –i Qaşqayı ’ya) bağlı olan her şeyi Tacik kültürüne adamak, özellikle Dil_ Düşünce açısından çok büyük bir hüsran sayılıyor.

 

 

Maalesef bizim dilciliğimiz kökenleme (etimoloji) sürecinde Tacikçeye varınca, derin bir suskunluğa kapanıyor bu kapının arkasını görmeği bile hayal etmek istemiyorlar. Acaba bir sözcüğün ilk olarak hangi metinde geldiği onun hangi dile ait olduğunu belirlemek için yeterli mi?

Kesinlikle değil diyorum ve vurguyla ekliyorum ki, Türkçe sözcüklerin kökenini belirtmek konusunda oldukça büyük bir yanlış anlama vardır.

Pekiyi, Yar sözcüğünün Tacikçede nasıl yaranıp üremesini hiç mi soran olmamış?

Yarqı: devletin yetkilisi, hükümetin yardımcısı.

Bu sözcüğü İstanbul şivesinde ‘yargı’ ve bir ‘Ç’ eki alarak ‘yargıç’ sözcüklerinde görebiliriz. Burada Türkçede olan ‘yar: iki eşit bölüme kes/ iki kişinin arasında yarı yarıya karar ver’ kökenine bağlanarak ‘yargı’ sözcüğünün yaranışını daha iyi kavrayabiliyoruz.

Yar yardan küsər: kaşkay kiliminde bir nakış.

Yarrımaq: ikna olmak.

Bütün üstte gelen sözcükleri başka dillere bağlaya bilsek bile ‘yarrımaq’ı kesinlikle bağlayamayız!

Bu sözcük Kaşkayı şivesinde, Doymak, İkna olmak, mesut olmak, Cinsel uyarımın zirvesi yani orgazm anlamındadır.

Pekiyi ‘Yar’ biçimbiriminin anlamı sadece ‘kes ve böl’ ise, acaba ‘orgazm’ anlamını ‘kesmek’ ile ilgilendire biler miyiz?

Yoksa Türkdil_ Düşünce kavramının üstün zekâlı yapısından yardım alarak, ‘yar’ ile ‘orgazm’ arasındaki bağlantıyı çözmek olur mu?

Aslında bu büyük ve aynı anda gülünç çabanın nedeni, ‘Yar: sevgili’ sözcüğünün Türkçe olmamasının varsayımı! Yoksa ‘yar’ ile ‘orgazm’ arasındaki ilişki gözü kör edecek derecede ışık ve aydındır.

Yara: yara.

Yarma: buğdaygillerin iki parçaya bölünmüş hali. Yarılmış kaya.

Aslında eşit olarak ikiye bölünen her şeye Yarma demek olur. Ancak dil ve bazen düşünce tembelliğinden dolayı geniş anlam taşıyan bir sözcük, sadece bir özel alanda kullanılıp giderek başka alanlara girmesi yasak gibi oluyor. Bunu da artırmalıyız ki, söz konusu olan eşitlik sadece boyut eşitliği değildir.

Yarımçılıq: yarıda kalmış, yarım bırakılmış.

Yaradan: yaradan, oluşturan, olduran, Tanrı.

Önceki paragraflarda açıklamış olsak da, bu sözcüğün kökeni hala size belirsiz olabilir!

Bildiğimiz üzere eski Türkçede ‘Yaratmış’ sözcüğü ‘oldurmuş’ anlamında gelmiş ve özellikle de Orhun yazıtlarında Bilge Qağanın ‘Tengri teg Tengri yaratmış’ sözüyle başlanan yazısında bulunmaktadır.

Türkçe kökenbilimi sözlüklerinde aradığımızda ise, hep buna benzer bir açıklamaya rastlıyoruz:

‘eski Türkçeden’, ve en azından yazarın elde edebildiği tüm kaynaklarda bu kadarına yetinmişler, hal bu ki Türkçenin yapısı böyle yüzeysel yorumlara yetinmemektedir.

Acaba ‘yara’ ile ‘yaradan’ arasında her hangi bir bağlantı olasılığı var mı diye sorarsanız, en azından kibarca bir ‘ben bilmem!’ ile karşılaşacaksınız.

Pekiyi biz kendi akılımızdan sorunca ne elde ediyoruz?

Türkçe bir bitişken dil değil mi? O zaman bir kökten üreyen sözcüklerin arasında bir akıl yürüterek dilin altyapısına ulaşabilecek miyiz? Sizce ‘sevgi’ ile ‘tanrı’ arasındaki en güçlü bağ ne olabilir?

Yaranış: yaranma, yaranış, yaranmak ve yaratmak işi.

Yaratıq: yaranmış şey(canlı ya da cansız)

Divan-ı Lügati’ Türk sözcükleri

Yaruq: işlev.

İşe yarayan her şeye Yaruq denir. Böylece Arapça eşitinin neden ‘Alet’ olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Yaruğun illa ki kesme aleti olması gerekmiyor ve bu mantıktan yürüyerek ‘yar’ biçimbiriminin tek boyutlu bir sözcük olmamasını daha iyi anlayabiliriz. Aslında Türkdil_ Düşünce mantığı Türkçe olan hiçbir sözcüğün tek boyutlu olmasına izin vermiyor.

Yarmaq: para.

Bu sözcükteki M sesinin yerine P oturunca Yarpaq’a doğru giden yol açılır gibidir! Acaba M ile P sesleri birbirlerine dönüşebilir mi?

Konumuz olmasa da, bu kadarına yetinip, kaşkayı şivesinde böyle bir değişim olabiliyor diyoruz.

Ancak ‘Yarmaq’ sözcüğüne değişik açılardan bakınca onun yaranışındaki uygulanmış Dil_ Düşünce mantığına varabiliriz.

  1. Bildiğimiz ‘para’ eski zamanlardan beri, insanın yoldaşı sayılır. Örneğin paranın bu özelliği kaşkayı folklorunda ‘pul adamıng yoldaşıdır’ gibi bir atasözünde görünmektedir. ‘yar’ sözcüğünün ‘yoldaşlık ve dostluk’ ifade eden yüzü açıkça ‘Yarmaq’ kavramında bulunmaktadır.
  2. ‘dost’ her zaman insanın işine yarar. Para dost gibidir ve insanın yararlanmasına yardımcı olur. Kazanmak, yararlanmak demektir bu yüzden ‘yarmaq’ ile ‘ yarar’ arasında mantığa yatkın bir ilişki var.
  3. ‘yar’ sözcüğümün başka anlamı, bildiğimiz gibi ‘nar’ biçimbirimi ile bağlantılıdır. Aslında ‘Narın’ olan ancak İstanbul şivesinde ‘Narin’ denilen sözcüğün oluşumu, ‘N’ ile ‘Y’ seslerinin özelliklerine ve aralarındaki farka bağlıdır.

‘yarmalamak: kesmek, doğramak, narınlatmak’ aslında ‘Pul’ dediğimiz bozuk paranın yapılma yönteminin bir parçasıdır. (eski Türklerde büyük ihtimal kâğıt para da varmış. Bu kanıtlanırsa, Dil_ Düşünce tabanındaki mantık daha anlaşılır duruma gelecektir). Ancak ‘Pul: bozuk para’ yapımında kullanılan yöntem de tıpkı ‘Pala: kâğıt para’ gibidir ve yarmalamak ile gerçekleşir.

Yine de araştırırsak değişik bakış açılarının buluşabilmesi kesindir. Ancak buraya kadar da sadece bir sözcüğün arkasında olan derin ve kaç boyutlu düşünceyi görmüş olduk diye düşünüyorum.

Yarlıq: buyruk / emir.

Yaratmak adalet gerektiriyor! Yargı gerektiriyor! Yarı yarıya bölebilmek ve yaratıcının kendisini yaratığına aktarabilmesini gerektiriyor. Tam bu yüzden de ‘Yarlıq’ yücelerden buyrulan ve denge koruyan buyruk demektir.

Yaradandan yarattığı  yarımçılıq yaratığı yarı yarıya durabilmesi için yarqılanan ‘Yarlıq’dır.

Yaruq: yaranış

Türkdil_ Düşünce varlığının en zekâlı seçimlerinden bir tanesi!

Gün tün dengesi ve daha iyi bir tabirle ‘yarın gece’ dengesini koruyan, Yarını gecenin karnını yararak yaratan sürecin özü. ‘yarıq’ bazı şivelerde kadının cinsel aleti olarak da bilinmektedir. Çocuğun bu dünyaya göz açtığı ana organ. Ve ne güzel bir adlandırma!

Tanın yarılması yaranışın başlangıcıdır. Yarının geceyi yararak doğması ‘Tan!’ ile ‘Tanrı’ arasındaki bağın belirtisidir. Bu yüzden de Irk bitig’de şöyle yazılmıştır: ‘TANG TANGLADI UDU YER YARUDI UDU KÜN TUGDI.’

Yani tan tanladı, yer yarandı, gün doğdu. Burada Tan için kullanılan özel eylem Tanlamak’tır. Onu ‘ışımak’la eş anlamda görmek kaba bir yorum sayılır. Burada Tanlamak kavramı, Tangrı ile ilgili bir kavramdır ve tam bu yüzden Bilge qağan söyliyor ki: ‘Tengri tek tengri yaratmış Türk…’

Yarıldı: açıldı, doğdu.

Burada ‘yaranmak’ ile ‘yarılmak’ arasında olan anlam bağını açıkça görüyoruz.

Yarmağan: iki kişinin ve ya toplumun arasında olan ilişki doğrultusunda alınan ve ya verilen hediye.

Türkçede birçok sözcüğün ilkinde olan Y sesi ortadan kalkabiliyor. Örneğin aşağıda gelenlerin hepsi Türk Ellerinin şivelerinde bulunmaktadır:

Yıldırım/ ıldırım                              Yıldız/ ıldız         Yen / en                                Yut / ut

 

 

Ancak üstte gelen eş sözcüklerin hepsini birer birer araştırıp konuşmayınca neden Türkdil_ Düşünce’nin böyle bir karar verdiğini anlayamayız. Konumuz şimdilik ‘Yarmağan’ ve ‘Armağan’ sözcüklerini ortaya çıkaran mantıktır.

Göründüğü gibi en kolayı bu iki sözcüğün tam olarak aynı anlamda olduklarını ve sadece zaman içinde değişime uğradıklarını düşünmektir ancak az daha derin ve ince bakmak istersek bu ikiliyi bir sanmak pek akıllıca gelmiyor gibidir.

‘Ar’ sözcüğü Türkçenin en çok kullanılan biçimbirimlerinden biridir bu yüzden de birbirlerini sıkıca ilgili olan birçok anlam taşımakta.

Varamamak/ Erkeklik/ Büyüklük ve Kabalık/ Erişkinlik/ Temizlik/ …

‘Yar’ sözcüğü ise bildiğiniz üzere Türkdil_ Düşüncenin başka bir dalından esinlenerek farklı anlamlara işaret etmektedir:

Sevgili/ Tanrı/ Cinsiyet/ Yaralanmak/ para/ birliktelik/ …

‘Armaq’ ve ‘Yarmaq’ arasında olan fark daha kolay anlaşılabilir.

Armaq: tam olarak birleşememek ve birleşmek çabasında yorgun düşmek. Bu kökten Aran, Arman, Araş, Arıp gibi sözcükler üremiştir.

‘Ar’ kökünden evrilen sözcüklerden birisi Kaşkayı şivesinde ‘Selam’ yerine hala da kullanılmakta olan öz Türkçe ‘Armadıng’ sözcüğüdür.

Bu oldukça anlamlı ve değerli sözcüğü gelecekte konuşacağız.

Yarmaq: üstte de dediğimiz gibi, daha çok yararlanmak ve yarış ile ilgilidir.

Bu yüzden şöyle açıklayabiliyoruz:

Armağan: birinden başkasına verilen hediye. Burada verilen hediyenin arkasında gizlenmiş bir cinsel ve ya karşılıklı sevgi duyusu olmaya bilir. Armağan iki siyaset insaninin arasında da, iki emektaş arasında da olabilir. Hatta iki sevgili de birbirlerine bir şiir armağan edebilir, ancak burada cinsellik ilgi odağında olmadığı gibi, o şiirin de yararlı bir şey olduğu pek önem taşımıyor!

Yarmağan: birinden başkasına giden hediye. Burada verilen hediyenin arkasında sevgi ve yararlanmakla bağlı olan her duygu gizlenmiş olabilir. İki siyasetçi birbirlerine ancak Armağan gönderebiliyorlar ve konu Yarmağana gelince, illa ki arada bir sevgi ve ya belli olan yarar vardır demektir. Örneğin İran Venezüella’ya onun işine yarayan belli bir miktarda benzin Yarmağan edebilir. Ancak Hugo Çvezin ruhuna bir şiir kitabı yarmağan edemez! Çünkü ona bu kitabın hiçbir yararı olmayacaktır.

Divan-ı Lügati’ Türk’te Yarmağan ve Armağan sözcüklerinin ikisi de bulunmaktadır. Bu da aynı anda bir kavram için neden iki sözcük üretilmiş’ sorusunu oluşturuyor.

Yaraq: silah, pusat.

Yaraq hem yararlıdır, hem yaralıyor ve hem savaşçının yardımcısıdır.

Yarattı: yarattı

Yarış: yarış / müsabaka.

Yaramaz: yaramaz.

Yara: yar yüreğini kazanmak. Naz kılıp cilve yapmak.

 

 

Qılnu bilsə qızıl keər. Yaranu bilsə yaşıl keər.

İlişkının Özünü bilse kızıl renk giyer, yürek kazanmak bilse yeşil giyer.

‘Qıl’ sözcüğü İstanbul şivesinde ‘Kılık kıyafet’ teriminde bulunmaktadır. Anlamı ise bir yaratığın oluşumunda uygulanmış yöntemdir. Kaşkayı şivesinde ‘Bu tüfənging qılığı əlimdədir’ teriminde ‘yapı’ anlamında kullanılmaktadır.

Divan-ı Lügati’ Türk’te bulduğumuz ‘Yara’ sözcüğü, en azından şimdilik ‘Yar: sevgili’ kavramıyla direk ilgili olan en eski yazılı kaynak olarak kabullenmelidir.

Birkaç değişik açıdan bu sözcüğe bakmak olur, ancak konunun fazla uzatılmaması için oldukça kısa açıklayacağım.

  1. ‘Yar’ biçimbirimi ‘Yarın’ sözcüğünün köküdür. Yarın ise ‘gün/ güneş’ kavramının başkalaşmış biçimidir. ‘Y’ sesi ‘Narın’ sözcüğündeki ‘N’ sesi ile ilgilidir. Bu ilişki ‘Od: ateş’ anlamına gelen ve Arapçada bulunan ‘Nar’ sözcüğünü yaratmıştır.
  2. ‘Yar’ biçimbirimi ‘Yaranışı’ sözcüğünün köküdür. Yaranış dişimsi bir kavramdır.
  3. ‘Yar’ biçimbirimi ‘Yarak’ ve ‘yarıq’ sözcüklerinin köküdür. Yarak erkeklik organına da denir, Yarıq sözcüğünün bir anlamı ise dişilik organıdır.
  4. ‘Yar’ biçimbirimi ‘Yara’ sözcüğünün köküdür. ‘Yala’ sözcüğündeki ‘L’ sesi ‘R’ sesi ile ilgilidir. ‘Yalakalık’ sözcüğü bu ses başkalaşmasının bir göstergesidir.

Dolaysıyla ‘Yara’ sözcüğünün ‘cilve yapıp güzellik sergilemek’ anlamı ‘Yar’ kökünün dişilik, cinsellik, parlaklık, gözkamaştırıcılık gibi özelliklerine bağlı bir anlamdır.

Aşağıda gelen sözcüklerin hepsi, Dil_ düşünce çerçevesinde açıklanıp yorumlanabiliyor. Konunu uzatmamak için şimdilik yorumları siz saygıdeğer okuyuculara bırakıyorum. Sözcüklerin hepsi Divan-ı Lügati’ Türk’ten alınmıştır.

 

Yarındaq: kemer. Ortadan bölmesine göre. Yarıp inceltmesine göre.

Yarın: yön. ‘Y’ sesinin düşünce tabanında ‘S’ sesi ile ilgili olduğuna göre. (Sarı: Yön)

Yaraşmaz: yaraşmaz. Yaraşır sözcüğünün olumsuzu.

Yarıng: yarın. Işığın gecenin karanlığını yararak ortaya çıktığına göre. Güneşin yaranışına göre.

Yarıqlaşmaq: yarışmak. İki yarın(yoldaşın) yaraklanıp(donanıp) bir yolu paylaştıklarına göre.

Yaramsınmaq: Yalakalık etmek. Dil_ Düşünce tabanındaki ‘R’ ile ‘L’ seslerinin ilişkisinden doğan anlam paylaşımına göre.

Yaratmaq: yaratmak. Yaranış sürecinin, Yar, Yara, Yarın, Yarar ve … gibi kavramlarla aynı yapıya sahip olduğuna göre.

Yaruqluq: huzur, dinçlik. Sevginin, yaraqlanmaq, yarrımaq ve yaratmağın dinçlik verici olduğuna göre.

Yarış: yarı yarıya bölüşmek.

Yaruq: ışık.

Yarıq: zırh.

Yarım: yarım.

Yarın: omurga.

Yarşı: adaletle ikiye bölüşen kişi. Ortak karar veren.

Yarpuz: yarpuz.

Yarlıq: yardıma muhtaç.

Yarlıq: affa muhtaç.

Yarlıq: yasa.

Yaratqan: yaradan.

Yarutqan: ışıklandıran.

Təngri ol yerig yaratqan kun ol ajunung yarutqan.

Yaraşmaq: tevafuk etmek. Ortak karara varmak.

Yarmanmaq: tırmanmak. Yukarı doğru çıkmak.

Yar: su akıntısından ortaya çıkan uçurum.

Yarıqsanmaq: kurtulmak.

Şimdi ister uzman bir dilci olarak, ister sıradan bir okuyucu olarak ‘ Yarin’ değil ‘Yarın’ Türkçe olup olmadığına siz karar verin! Elbette bu arada Tacik (başka adıyla Fars) kaynaklarında ‘sevgili’ anlamına gelen ‘Yar’ sözcüğüne göre ortaya konmuş açıklamalara bir göz atmakta da yarar var!

Tacik kaynaklarına göre:

Bu sözcük Pehlevi(?) Dilinden alınmış ‘Adzivar’ sözcüğünün değişmiş halidir!!!!

(Evet arkadaşlar! Başka bir şey aramayın! Bu konuda elde olan bütün bilgi bu! Ve gerçekten ne kadar göz kamaştırıcı ve derin dilciliğe dayalı bir bilgi!)

Demek Öz’ü görmemek ve Özge’ye kapılmak böyle bir yanlış sonuçlanmalara neden olabilir!

Yar sözcüğünün ‘sevgili’ anlamına gelen kavramı, Türkçe değil ise o zaman konuştuğumuz dile başka bir ad bulmalıyız! Çünkü bütün bu bilgileri Türkçe ve Tacikçe olmayan başka bir dile bağlamak zorunda kalırız!

 

Paq

Bu eki açıklamak için, hızlı bir şekilde birkaç örnek ortaya koyup ortak bir sonuca varmağa çalışacağız.

Torpaq: içinde yaşadığımız yurt. (Toprak?).

Tor: zinde, güçlü, geniş.

Paq: yaşayış özelliğini bir yurda bağlayan ek.

Çalpaq: göle benzer küçük su birikintisi.

Çal: alçak bölge, derin bölge.

Paq: derinlik özelliğini bir yere bağlayan ek.

Qalpaq: kalkan gibi bir nesne. Jant kapağı.

Qal: kalın, kalıcı.

Paq: kalıcılığı ve kalınlığı bir şeye bağlayan ek.

Bu konuda onlarca başka örnek bulabiliriz, ancak ‘Paq’ biçimbiriminin burada bir ek gibi davrandığına yetinip ‘Yarpaq’ sözcüğüne geçelim.

Bildiğimiz üzere ‘Yar’ biçimbilimi bir karmaşık (kompleks) sözcük olarak Türkçenin zengin söz dağarcığının bir bölümünü oluşturuyor. Bu sözcüğün içinde saklanan birbirine benzer, ancak farklı açılarla bir konuya bakan anlamları birlikte gözden geçirmiş olduk.

Şimdi ‘Yarpaq’ sözcüğünün ne kadar ince bir yaklaşımla ‘Yaranışa’ bağlandığını iyice anlayabiliriz. Türkçenin sadece bir iletişim aracı olmadığını ve oldukça güçlü bir düşünce altyapısına dayandığını önemle vurgulayarak, bu bölümü yine de karmaşık bir ifade ile bitirmek zorundayız:

Yaranış Yarışında Yarpaq Yaradanı Yarır Yaralır. Yarpaq Yarıdan Yarılır Yarıyır. O Yaranışın ilk durağıdır. Bitkinin ‘Yar’ kavramını ‘Paq’laya bildiği tek yer. Yarpaqda Yaranış bitkiye Pağlanır! Bu yüzde Türkdil_ Düşünce ona Yarpaq adını vermiş.

Buraya kadar sadece iki sözcüğü açıklamış olduk. Yapraq ve Yarpaq. Ancak buraya kadar bildiklerimizi böyle özetleyebiliriz:

Türkdil_ Düşünce temelinde Yapraq ve Yarpaq sözcüklerinin her ikisi de bir olaya bağlanıyor, bir cisme işaret etmek için kullanılıyorlar. Ancak bu, onların aynen bir kavrama ve bir düşünce açısına bağlı oldukları anlamına gelmiyor. Belki Türkçe arada olan oldukça belirgin ancak bizim ayırt edemeyeceğimiz kadar ince çizgileri öngörüp belirtmiştir. Tam bu yüzden de bizim uyuşmuş beynimiz bu ikilinin birisini Dil, o birisini yanlış bir şive olarak algılamıştır ve böylece dili içten çiğneyen yeni dilciliğin birer elemanı olarak eylemde bulunmuşuz.

Gelecek seferde Türkdil_ Düşünce dünyasına yeni pencereler açabilmek üzere… .

Kaynaklar:

Menzuri, Naser.  (2009- 2016). Sözlü yazıtlar(ketibehaye şefahi) 1-11 (11Cilid). Tahran: Menzuri, N.

Merdani rehimi, Esedullah. (2007). Qaşqayı sözlüğü. Kum: Ensari.

Hüseyn Düzgün, çeviren Mühemmedzade Siddiq, Hüseyn. (2005). Divan-i Lügati’ Türk. Tebriz: Axtar.

Doğanli, İsa. (2017). Rudabe Ehmedi ile söyleşiler. (Karaçaylı boyu, Xanehmedli oymağı).

Doğanlı, İsa. (2017). Kouser İmani ile söyleşiler. (Kelbili boyu, Covadxan obası).

Doğanlı, İsa. (2018). İbrahim Rehmani ile söyleşiler. (Eymür boyu, Doğanlı oymağı).

Nefiseh, Sinafer. (2017). Eliesger Cemrasi ile söyleşi. (Halaç türkü).

Nefiseh, Sinafer. (2017). Rudabe Ehmedi ile söyleşiler. (Karaçaylı boyu, Xanehmedli oymağı).

Nefiseh, Sinafer. İsa, Doğanlı (2016_ 2019). Kaşkay, Halaç, Afşar, Şahseven, Bayat ve İran coğrafyasında yaşayan birçok Türk topluluklarda yakından görüşmeler sonucu elde edilen bilgiler.

    ­­­­­­­­­­­­­­­­­­­

Paylaşınız

Dikatınızı çekebilir

Türk töresine dayanan güç

Türk töresine dayanan güç  İSA DOĞANLI “Memalik-i mahrusa-i kaçar” veya Kaçar’ın korunmuş toprakları, birinci Dünya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cresta Help Chat
gönder